Bugun...


Soner EROL


facebook-paylas







Amerikalıları Vergiye Bağlayan Osmanlı Deniz Akıncıları
Tarih: 16-10-2017 02:34:00 Güncelleme: 16-10-2017 02:34:00


Osmanlı Devleti’nin askeri teşkilatı içerisinde önemli bir yer tutan Akıncılık müessesesi, esas itibariyle kara ordusunun süvari kanadına mensup mobil birliklerden oluşmaktaydı. Bununla birlikte, Devlet-i Aliyye’nin otonom nitelikteki eyaletleri olan ve Garp Ocakları olarak adlandırılan Tunus, Cezayir ve Fas topraklarında hâkimiyet kurmuş mahir korsanlar da denizlerin akıncıları olarak adlandırılmaktaydı. Resmiyette Donanma-yı Hümayun’un özerk bir parçası görünümünde olup, namlı bir korsanın sevk ve idaresinde hareket eden, genellikle hızlı ve küçük filolardan oluşan korsan birlikleri, savaş zamanında donanmaya katılıyorlar, barış zamanında ise kendi hesaplarına, Osmanlı Sultanın namına akınlarda bulunuyorlardı. Burada ‘’korsan’’ teriminin karşıladığı anlamı aktarmakta fayda var. Günlük dilde kullanılan korsan kelimesi ile deniz hukukunda tanımlanan korsan terimi birbirinden tamamen farklıdır. Deniz hukukuna göre korsan, resmi bir anlaşma ya da tek taraflı bir irade ile herhangi bir devletin hizmetine girmiş ve o devlet adına resmi bir şekilde vazife gören denizci kumandanları tarif etmektedir. (Detaylı bilgi için bknz. Uluslararası Hukukta Deniz Haydutluğu ve Korsanlık – Soner EROL) Türk-İslam tarihinde üstün becerikli korsan sayısı Avrupa ile boy ölçüşebilecek derecede fazladır. Barbaros Hayreddin, Piri Reis, Kılıç Ali Reis, Turgut Reis gibi tarihe damga vurmuş amiraller dönemlerinin en ünlü korsanları idi. Bu korsanlar bizzat padişah tarafından verilen bir ahidname ile Devlet-i Aliyye’ye tabi olup Akdeniz’den İngiliz Kanalı’na dek kadırgalarının ulaştığı tüm denizlerde Sultan-ul Bahreyn’in(Fatih’ten itibaren kullanılan Denizlerin Sultanı anlamındaki sıfat) sancağını dalgalandırıyor; Osmanlı Devleti ile saldırmazlık ya da barış antlaşması bulunmayan devletlerin gemilerine saldırıp mallarını yağma edip mürettebatını esir alıyorlardı.

18. yüzyılın sonlarına doğru Akdeniz ve Adriyatik’te Boston ve Philadelpialı tüccarların öncülüğünde faaliyet göstermeye başlayan ABD, henüz Osmanlı ile bir anlaşması olmadığı için bu mahir deniz akıncılarının potansiyel hedefi halindeydi. 1784 yılında daha ilk seferinde Osmanlı deniz akıncılarının eline geçen "Betsey" adlı bir Amerikan gemisi ile yükü yağma edilip batırılan ünlü kaptan Isaak Stevens'in idaresindeki Boston menşeli "Maria" adlı geminin çiçeği burnunda ülke ABD’ye maliyeti muazzamdı. Yalnızca bir yılda Garp Ocakları korsanlarınca 11 Amerikan gemisi ele geçirilmiş, 109 subay ile sayısız denizci esir edilmişti. Bu soruna çözüm bulmak için ABD Kongresince bölgeye gönderilen diplomat John Adams’a, Cezayirli temsilci Abdurrahman, "Akdeniz’in hâkimi Osmanlı Sultanı ile denizin bekçisi Cezayir Dayısı(Cezayir yöneticisine Dayı deniyordu) ile anlaşmadan sandal dahi yüzdüremezsiniz’’ diyecekti. Amerikan Kongresi bir ara Thomas Jefferson ve Benjamin Franklin başkanlığında bir heyeti Paris’e göndererek Osmanlı korsanlarına karşı Fransa Kralından yardım istedilerse de Fransız Kralın cevabı olumsuz oldu. Zira Fransa’nın kendisi dahi bu korsanlara haraç vermekteydi. Jefferson, Kongreye yazdığı bir mektupta Akdeniz’de ticaret yapmanın yolunun Cezayir Dayısı ve Osmanlı Sultanı ile anlaşmaktan geçtiğini, böylesi bir anlaşmanın ise ancak vergi vermek yoluyla sağlanabileceğini ifade ediyordu. İngilizlere karşı kazandıkları bağımsızlık savaşından sonra böylesi bir vergi yükümlülüğünün ağır bir prestij kaybı anlamına geleceğini çok iyi bilen Jefferson, Kongrenin ‘’mağrur’’ üyelerini rahatlatmak maksadıyla "İngilizlerin, Fransızların, Flemenklerin, İsveçlilerin ve diğer birçok milletin bu korsanlara vergi ödediği(ni)...’’bildiriyor, ve müsterih olmalarını rica ediyordu. Jefferson haksız sayılmazdı. Zira İngilizler, Akdeniz’de ticaret yapabilmek için Cezayir Dayısına 1759-1786 yılları arasında 24 bin Sterlin ‘’hediye’’ vermek zorunda kalmışlardı. Jefferson’un raporları gerek Kongrede gerekse George Washington’un başkanlık sarayında günlerce süren hararetli tartışmalara neden olduktan sonra nihayet Kongre,

Akdeniz’de varlık gösterebilmenin tek yolunun Cezayir korsanları ve Babıâli ile anlaşmaktan geçtiğine kabil oldu. Bunun üzerine, Eylül 1795’te ABD yüksek temsilcisi Donaldson bölgeye gönderilerek hukuki bir anlaşmanın şartlarını görüşmekle görevlendirildi. Cezayir Dayısı Gazi Hasan Paşa ile Donaldson arasında yapılan ve İsveç konsolosunun da arabuluculuk yaptığı müzakereler sonucunda 5 Eylül 1795 tarihinde, ABD tarihinin İngilizce dışında bir dilde hazırlanan ikinci antlaşması imzalandı. Türkçe yazılan bu antlaşmaya göre ABD, peşinen 642 bin dolar haraç verecek ve her yıl 12 bin Cezayir altını (216 bin dolar) tutarında vergi ödeyecekti. Söz konusu bu antlaşma ile ABD, tarihinde ilk ve son defa başka bir devlete vergi ödemek zorunda kalıyordu. Bu husus çok önemlidir. Bir devletin başka bir devlete vergi ödemesi, ast-üst hiyerarşik ilişkisinin en somut göstergesidir. Unutmayalım ki ABD henüz temellerini atarken Osmanlı İmparatorluğu 500’üncü yılını kutluyordu. Bu da böyle biline





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
    AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
  • BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
    BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
  • İÇERDE 19. BÖLÜM
    resim yok
  • Osman Zeki Öner
    Osman Zeki Öner
  • Osmanlı
    Osmanlı
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  1. AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
  2. BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
  3. İÇERDE 19. BÖLÜM
  4. Osman Zeki Öner
  5. Osmanlı
  6. Kubat Ötme Bülbül
VİDEO GALERİ
YUKARI