Bugun...


Servet ARSLANER


facebook-paylas







SAİD-İ NURSÎ : ASIRLARA HİTAP EDEN BEDİÜZZAMAN... (05.06.2018)
Tarih: 05-06-2018 03:57:00 Güncelleme: 05-06-2018 03:57:00


Bu haftaki yazımızda; siyasî gündem ile bunalmış zihinlerimizin teneffüs  yapması için bir büyük münevverimiz ve tam anlamıyla manevî bir  kanaat önderimiz hakkında bir kaç kelâm edeceğiz.Zira O; değil bir makale konusuna, kütüphaneler dolusu kitaplara sığmayacak kadar muhtevalı ve ulvî bir kimliğe sahiptir.

Bugün,Ülkemizin yoğun gündeminden fırsat bulup da  vefat yıl dönümü münasebetiyle adını zikredemediğimiz 

Said-i  Nursî  Hazretlerinden, naçizane bahsetmek istiyorum :

 

Vatansever, îman âbidesi  gönül erleri ve madden yoksul lâkin gönülleri zengin, kanaatkâr ve nezih insanlar diyârı olan Bitlis’in Hizan İlçesinin Nurs köyünde 12 Mart 1878  tarihinde doğan Saidi Nursî, daha çok genç yaşında iken ders aldığı hocaları tarafından keskin zekâsı ve her türlü tasavvuru alt üst edecek kadar ileri bir deha örneği olduğu fark edilerek daha o gencecik yaşında kendisine “BEDÎÜZZAMAN=ZAMANIN EN MÜKEMMELİ “adı verilmiştir.

 

Henüz 30 yaşına gelmeden Doğu Anadolu’nun yalçın ve sarp dağlarının, coşkun akarsularının ve hiç tahrifata uğramamış zihinler diyarından bütün Anadolu’ya ve İslâm diyarlarına irşatta bulunmak ümidi ile İstanbul’a gelmiştir. Belleğinde; 200 yıllık haksız algılamaların,Tanzimat’la başlayan yanılgıların, sapla samanın, kömürle elmasın,doğru ile yanlışın insanlık tarihinde belki de hiç bu kadar biri birine karıştırılmamış olduğu karanlık ve bahtsız bir dönemin, kendi ifadesiyle, “ Cehalet-Tefrika ve Tembellik”in iliklerine kadar işlediği  Âlem-i İslam’ın kurtuluş reçetelerini taşıyordu. Fatih’te çok da bakımlı olmayan bir mekânda, Şekerci Han’da kalıyordu.O zamanın entellektüllerinin uğrak yeri olan bu handa, kendisini ziyarete gelenlere: '” Her soruya cevap verilir ama hiç soru sorulmaz “ diyerek ismiyle müsemma oluşunun, kendine ve fikirlerine olan güvenini emsalsiz bir özgüven içinde bir meydan okuyuşla o günün başkentinden tüm dünyaya haykırıyordu.

 

Mısır’daki El  Ezher ’in Müderrisi Şeyh Bahaaddin Efendi’nin sosyal ve siyasal durumların akıbetiyle ilgili sorusuna: ''Osmanlı Avrupa’ya,  Avrupa ise İslamiyet’e hamiledir ve bu iki doğum da gerçekleşecektir.''  diyerek bugün bizlerin yeni fark edebildiği bazı gerçeklerin adını, o suskunlar-yenilmişler dünyasının basiretli bir temsilcisi olarak işte tamda bu dönemlerde dile getiriyordu. '' Şu istikbal inkılabatları içinde en gür sedâ, İslam’ın sedâsı olacaktır.''  diyerek gönüllere uyanış salıyor, topyekûn bir milletin  yeniden diriliş adına  manevi dinamiklerini yükselterek, ehl-i imana : '' Bizler acele ettik, kışda geldik. Sizler cennet-i âlâ bir baharı yaşayacaksınız.''   sözleriyle de özellikle İngiliz Sömürgeler Bakanına hak ettiği dersi de verdikten sonra, bütün dünyada  Ezan-ı Muhammedî ’nin okunduğu her köşesinin başını, ümit serpintileriyle dik eyliyordu.Mânâ  alemine ait ne kadar kutsal varsa muhataplarının dikkatini çekiyor ; “Ümitvaaar olunuz ! “  diyerek elde Kur'an, önümüzde Resul-ü Kibriya (s.a.s) ve arkamızda  Hz.ALLAH ( cc ) varken korkacak bir şeyin olmadığını çekinecek, kedere saplanacak en ufak bir tereddüde mahal olamayacağını bildiriyordu. Kullar tarafından tahrif edilmiş Semavî kitapların “Aydınlanma  Avrupası“na  ilmî düzeyde cevap vermesinin imkansız olduğunu dillendirerek, şu kâinatın en mükemmel ve en beliğ hâl tercümesi olan Kur'anın ise ; bu konudaki izahlarının değil zamanın, yerden göğe,.arştan ferşe  kadar  ne kadar açıklamaya muhtaç ve sır saklı durum varsa, öncesiyle sonrasıyla herkese anlattığını gösteriyor; avamdan havasa kadar ne kadar ilim seviyeleri varsa, tekmilini birden irşad ederek nûr halkaları her yanı kuşatıyordu.

Yapılacak öncelikli işin, İslâm Dünyasının ertelenemez sorunlarını ve gerçeklerini en küçük detayına kadar anlayıp-anlatmak olduğunu ısrarla haykırıyordu. O günün vahşi Avrupası’nın medeniyet görüntülerinin arkasında, köklerinin gereğini yaparak birbirlerini yiyeceklerini, çünkü ; dünyaya sundukları sistemin hiçbir yaratılış gerçeğine uymadığını , sosyal alanlarda onlardan öğrenecek hiçbir şeyin olamayacağı gerçeğini, tüm açıklığı ile kamuoyuna sunuyor ve on milyonlarca insanın telef olduğu iki dünya savaşını yıllar öncesinden öngörebiliyor; bu katliamların kaçınılmaz olduğunu sağır kulaklara yıllar öncesinden duyuruyordu. Sonra içe dönüyor ve geri kalmışlığın, eğitimsizliğin sorumlusu olarak dini yanlış uygulayan ne kadar söz sahibi kişi, grup ve konular varsa yiğitçesine eleştiriyordu. Elbette ki Tarikatlar, bir dönem önemli işler ve güzellikler ifa’ etmişlerdi. Fakat bu zaman başka bir zamandıÇünkü ; İnananlar, hiç bir dönem bu kadar şüphe ve tereddüt içerisinde bırakılmamıştı.                                                                                                                                              (Devamı Perşembe Günü)





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
    AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
  • BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
    BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
  • İÇERDE 19. BÖLÜM
    resim yok
  • Osman Zeki Öner
    Osman Zeki Öner
  • Osmanlı
    Osmanlı
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  1. AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
  2. BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
  3. İÇERDE 19. BÖLÜM
  4. Osman Zeki Öner
  5. Osmanlı
  6. Kubat Ötme Bülbül
VİDEO GALERİ
YUKARI