Bugun...


Doç. Dr. Ali KARATAŞ


facebook-paylas







AKİF’İ AKİF YAPAN RUH
Tarih: 27-03-2017 01:10:00 Güncelleme: 27-03-2017 01:10:00


Merhum Mehmet Akif Ersoy’u ve Çanakkale mücadelesini değerlendirirken çeşitli noktalardan hareket edebiliriz; ancak Akif’i, Akif yapan ve Çanakkale’de savaşı kazanmamızı sağlayan etkenleri daha derinlerde aramadıkça olayın gerçek yönüne vakıf olamayız. Mesela komutanların, askerî dehalarını ve kahramanca savaşıp şehit olanların cesaretini ön plana çıkarabiliriz. Benzer şekilde Akif’in de ne kadar iyi bir şair olduğundan bahsedebiliriz. Tüm bu hususlar, yine bizi olayın derinliklerine nüfuz ettirmez ve böylece ne yeni Akiflerimiz olur ne de Çanakkale’nin gerçek ruhu anlaşılmış olur. Bu sebeple öncelikle Akif’in çocukluğundan başlamamız ve Osmanlı’nın ve dahi İstanbul’un o dönemdeki fonksiyonunu doğru görmemiz gerekir. Bu sebeple bu yazımızda Akif’in çocukluğundan başlayarak ve kısaca İstanbul’un o dönemdeki işlevi üzerine odaklanarak konuyu ele almaya çalışacağız.

Mehmet Akif Ersoy, İstiklal şairimizdir ve bize göre onun bu vasfı almasındaki etkenlerin başında belki çocukluğundan itibaren cami vardır. Babası onu camiye götürerek onda cami ruhunun yerleşmesini sağlamıştır. Kendisi bunu şu şekilde ifade etmiştir:

“Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: "Bu gece, Sizinle camîe gitsek çocuklar erkence. Giderseniz gelin amma namazda uslu durun; Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!" Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi Namaza durdu mu, naliyle koyverir peşimi Dalar giderdi, ben artık kalınca âzâde Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde."

Camiden başlayan hayatında Akif, bir İslam âlimi olarak kendisini yetiştirmiş ve altı ayda Kur’ân’ı ezberleyerek hafız olmuştur. Aynı şekilde Arapça bilgisine dayanarak da Sebîlü’r-Reşad Dergisi’nde tefsir notlarını yayınlamıştır. İstiklal Marşı için açılan yarışmada şiir yazmasına etkin olan olayı da şöyle anlatmaktadır:

“Boş odaya girdiğimde benim bugünkü sıkışıklığımda bir Müslüman daha yaşadı mı diye düşündüm. Ülkenin her yanı düşmanla boğuşuyor diye düşünürken Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye yanında sadece Hz. Ebubekir ile Hicret'ini hatırladım. Ebu Cehil'in yanında binlerce insan vardı. Mağaraya sığındıklarında Ebubekir'in endişelendiğini fark edince "Korkma Ebubekir. Allah bizimledir" deyişini hatırladığım zaman Peygamberimizin daha büyük bir zorlukta teslim olmayışı aklıma geldi ve böylece ilk mısraı yazdım."

Mehmet Akif Bey’in âlim yönü bilindiği için kendisinden Kur’ân meali yazmasını istemişler; ancak Akif bazı endişelerden dolayı yazmak istememesine rağmen merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın onu ikna etmesiyle mealini Mısır’da yazmıştır. Anadolu’da çıkan Türkçe ibadet tartışmaları, onun yazdığı mealinin yakılmasını vasiyet etmesinde etken olmuştur. Çünkü meali kalırsa namazlarda Kur’ân yerine Türkçe mealin okunmasından endişe etmiştir. Vasiyeti gerçekleşmiş, meal yakılmış; fakat mealin bir kısmı, kendisi için yazan bir kişinin yazdığı bu nüshalardan yararlanılarak şu an basılmıştır.

İstanbul’un milli mücadele yıllarındaki durumu da özetle şu şekilde ifade edilebilir:

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti zor bir durum içine düşmüştür. Düşman güçler son bir hamle yaparak Çanakkale’yi geçip oradan İstanbul’u ele geçirme niyetindedirler. İstanbul sadece Anadolu için değil, tüm İslam coğrafyası için önemli bir durumdadır ve burası kaybedildiğinde de İslam ümmetinin tüm umutları bitecektir. İşte bu hem Anadolu hem de Müslüman ümmet içinde bilinmektedir. Bu sebeple diğer Müslümanlar da varını yoğunu satıp Anadolu’ya yardım için göndermişlerdir. Aynı şekilde Anadolu insanı da canını ve malını ortaya koymuş, analar kınalı kuzularını şehit olup tekrar geri dönmemek üzere Çanakkale’ye göndermişlerdir. Mehmet Akif Bey Çanakkale şehitlerine yazdığı şu dizelerle onların durumunu anlatmıştır:

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

……………………………………………

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Zikrettiklerimizden hareketle şu sonuca varabiliriz: Akif Bey, sadece bir şair değil bir Kur’ân şairidir. Çünkü öncelikle o, bir Kur’ân âlimidir ve Kur’ân ona İslam ve kardeşlik ruhunu vermiş ve bu ruh da aynı şekilde ona İstiklal şiirini yazdırmıştır. Çanakkale’ye de Kur’ân, Hz. Peygamber ve Ebubekir (r.a) ruh vermiş ve bu destanı onlara yazdırmıştır. Bizler de her ne kadar gelişmiş ülkeleri hedef alıp onları geçmek için uğraşsak da bize hayat veren asıl ruhun Akif Bey ve Çanakkale’ye hayat veren Kur’ân, Hz. Peygamber (a.s.) olduğunu hatırlayıp oksijen ve suyumuzu buralardan almamız gerektiğini anlamalıyız.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
    AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
  • BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
    BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
  • İÇERDE 19. BÖLÜM
    resim yok
  • Osman Zeki Öner
    Osman Zeki Öner
  • Osmanlı
    Osmanlı
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  1. AK Parti - Uğur Işılak, Recep Tayyip Erdoğan Dombra
  2. BURAK AYYILDIZ - Doymadım Doyamadım
  3. İÇERDE 19. BÖLÜM
  4. Osman Zeki Öner
  5. Osmanlı
  6. Kubat Ötme Bülbül
VİDEO GALERİ
YUKARI